dérin…
Ruhun,
Doğan güne büyü katan iç sıkıntılarım bilendiğinde… Bazan sağır, bazan dilsiz soluklanan istek ırmağında sürüklenen saplantıma…
Bedenin,
Yorgun kürekli sandalların topal adımları… Ağır ve derin duygu birikintilerine göç olan yolda… Kendi can kulübesinde kökleşen tutkum, evi senden türeyen cennetin…
Ve nefesin,
Ufkun körüklediği yuvada, zenginleştirilerek kefenlenmiş bir mezarlık yürek bahçemde… Uçurumuna kimsenin inemediği kızıl ülkülerde… Nesnelerimin, öznelerimin dili…
Tüm doğasında bir devanası olan görüntüye gebe kalan apaçık düşüm… Güzelliğe ilahi olan bakışların… Saflığına açılmış gizli öğretinde huzuruna dirilen zarafetin…
Altı ay gece, altı ay karanlık varsa dahi toprağında, öyle zor ki zamanı sarmak bir yumak gibi… Öylesine uysal, öylesine kendinsin ki tepeden tırnağa…Yaralarımı ezerken tüm tutkunla, dilediğin gibi okşanmayı hak ediyor büzülmüş geçmişim…
Gözlerim, gözlerinde buluyor rengini… Tüle bürünen tapılası renklerin resmi oluyor hüznün… Portresinde silip atılamayan Kabe tesellisi gibi, sözlerinden giyiniyor meleklerim… Nöbetler tutuyor mutluluğuna…
Söyle… Nasıl boğabilirim çamura ışıldayan sendeki beni!.. Ruhun güçlüklerimde kök salmışken öfkeme? Çukurumdaki yılana sarılır bedenim yoksa… Kanlı lokması olur acında yavrulayan nefeslerim…
Gömütlerinde aşık olduğum cehennem, her gün bir ceset çıkarsa da mezarlığında, körlerden daha şaşkın, daha savruk yürüsem de yüreğine, zifrine eğilirken kutsalım olan duamsın sen!..
Söz edemez kimse aşk varken cehenneminden… Yazgısında titreyen bir bayrak olur ironiyle dalgalanan yanılsayış… Sefaleti olur rüzgarı yeryüzüne inat… Ve bakamaz gökyüzüne, evrenine kör olan şeytana… dérin… şairliğimin ve var oluşumun muhteşem imgelemi!..


