20 Aralık 2009 Pazar
Exİ .
Çoktanmıdır,azdanmıdır bilmem.
Biz eskidende eskiden derdik ama eskiler eskidikçe daha bir Eskişehir oluyoruz.
Eskiyoruz,eskiden eskiye dahada eskiye yok biz EKSİ'yemi düşüyoruz ?
6 Aralık 2009 Pazar
26 Kasım 2009 Perşembe
Herşeyden önce Yıl ''1''
11 Kasım 2009 Çarşamba
SUÇ İŞLEYEN ÇOCUK!
Elma şekeri lezzetini kendine ayır çocuk…
Dudakların büzüşmesin…
Kurdu varsa eğer, seni korkutsun sadece…
Sen zaten ikram ettiğin kadar hep mutlu oldun…
Mutlu olduğun kadar ikram edemezdin…
Yanılırdın…
Düşünü kurarken dahi incinirdin çocuk…
Unutma…
Paylaşmak, ikram etmek değil her zaman…
Hatta çoğu zaman korumak mutluluğu…
Ağlama çocuk…
Şekerine tenezzül edenler düşünsün bunu…
Bilebilirler mi kurdu esirgeyişinin nedenini,
Seni ne denli rahatsız ettiğini?
Tragedya
Yüreğin acemiliği bükülmüyor...
Somurtkan tenler çağırıyor acının dilinden sövgüyü!
Çıplak uyumlar... Ağır olan yükün tuzağı onlar!
Hasta beyniyle ziyaretçisiyken kara delikler benliğin...
Hüzünlü bir soy kalıyor geride, karartılardan duacı, dolduran alaycı günahı!
Uydurulmuş çığlıklar...
Uyutacak kadar uzun, yankı kadar derin...
Yalana boğuyor renkleri, içinden sızıyor şarap tadında zaman!
Melekleri korkutan gece sanrılarıyla gömülenler için sinsi sinsi tesbihini çekiyor ölüm, boynuna asılan tatlı sözlerin...
İz
Üstünde dans eden bir çift...
Neyin neye dair olduğunu bilmeden,
Sahiplendiğim, anlamlandırmakta zorlandığım çizgiler...
Çevresi ateşle sarılmış akrep gibi,
İğnesini kendine batırmaktan çekinen,
Ve yalnızlığı sindirmeye mecburken,
Renklerle barışı kaldıramayacak kadar küstahtı taşıdığım izler...
31 Ağustos 2009 Pazartesi
dérin…
dérin…
Ruhun,
Doğan güne büyü katan iç sıkıntılarım bilendiğinde… Bazan sağır, bazan dilsiz soluklanan istek ırmağında sürüklenen saplantıma…
Bedenin,
Yorgun kürekli sandalların topal adımları… Ağır ve derin duygu birikintilerine göç olan yolda… Kendi can kulübesinde kökleşen tutkum, evi senden türeyen cennetin…
Ve nefesin,
Ufkun körüklediği yuvada, zenginleştirilerek kefenlenmiş bir mezarlık yürek bahçemde… Uçurumuna kimsenin inemediği kızıl ülkülerde… Nesnelerimin, öznelerimin dili…
Tüm doğasında bir devanası olan görüntüye gebe kalan apaçık düşüm… Güzelliğe ilahi olan bakışların… Saflığına açılmış gizli öğretinde huzuruna dirilen zarafetin…
Altı ay gece, altı ay karanlık varsa dahi toprağında, öyle zor ki zamanı sarmak bir yumak gibi… Öylesine uysal, öylesine kendinsin ki tepeden tırnağa…Yaralarımı ezerken tüm tutkunla, dilediğin gibi okşanmayı hak ediyor büzülmüş geçmişim…
Gözlerim, gözlerinde buluyor rengini… Tüle bürünen tapılası renklerin resmi oluyor hüznün… Portresinde silip atılamayan Kabe tesellisi gibi, sözlerinden giyiniyor meleklerim… Nöbetler tutuyor mutluluğuna…
Söyle… Nasıl boğabilirim çamura ışıldayan sendeki beni!.. Ruhun güçlüklerimde kök salmışken öfkeme? Çukurumdaki yılana sarılır bedenim yoksa… Kanlı lokması olur acında yavrulayan nefeslerim…
Gömütlerinde aşık olduğum cehennem, her gün bir ceset çıkarsa da mezarlığında, körlerden daha şaşkın, daha savruk yürüsem de yüreğine, zifrine eğilirken kutsalım olan duamsın sen!..
Söz edemez kimse aşk varken cehenneminden… Yazgısında titreyen bir bayrak olur ironiyle dalgalanan yanılsayış… Sefaleti olur rüzgarı yeryüzüne inat… Ve bakamaz gökyüzüne, evrenine kör olan şeytana… dérin… şairliğimin ve var oluşumun muhteşem imgelemi!..
Yanlış yer ve yanlış zaman...
bir süre önce her şey her yerde ama yanlış yer ve yanlış zaman içinde.Kalabalık yüzünden yoğunlaşmış hayatlarımız bizleri
körleştirip bağımlı yapıyor birşeylere Kimisi benim gibi yazıyor kimisi Karşı cinsin soluğunda arıyor hayat özünü.
Anlatmak ne güzel.. Yanlış yer yanlış zamanda oluşuyor zaten çoğu şey, sadece insanlara bakıp onların nekadar yanlı olduklarını söylemek istiyorum faakat her seferinde yoksullaşıyorum..Canımı acıtıyor yanlış yer ve yanlış zamanın getirdikleri.
Amaçlarımız ve hedeflerimiz büyüyor ama işlevlerimiz küçülüyor. İsyan edip Kendimze bilmeden zarar veriyoruz,Dünya üzarindeki mutlak yanlızlığımızı unutarak. Bir şeylere bağımlı kalıyoruz ,Özgürlüğümüzü bir sigarayla kısıplayıp bir kadının gözünün içine bakıp aşklarımızı anlatıyoruz.Bir kere yoksul olup bir kere zengin oluyoruz.Herşeyi en baştan 1 defa yaşıyoruz aslında bu yüzden bağımlısıyız hayatın Öyle bir soru ki fanilere hayat...öyle bir felek ki çember Döndürürp döndürüp ters köşeye yatırıyor bizleri.Ayakta durabilmek için Çeşitli ve renli çiçekleri olan dallara sarılıyoruz,Kaçış yok .. Sürekli olan kaçışlarımız bize fayda vermez --Geri dön,evine dön Hayat seni başladığın yere geri sürüklüyor..



